Güven kazanmak kolaydır. Hangimiz biriyle tanıştığımızda karşımızdaki insana güvenmek istemiyoruz ki? Hepimizde bi umut, bi ‘güvenilir biri gibi ya’ düşüncesi, farklı bi insan bulma isteği. Karşımızdaki insan şüphe verici bi tavır takınmıyosa, saçma sapan şeyler yapmıyosa, hele de bi kaç konuda derdimizi dinleyip mantıklı yorumlar yaptıysa bi zaman sonra ister istemez güveniyo insan. Ama o güven bi kere kaybedildiyse heh bak o noktadan sonra güven kazanmak inanılmaz zor bişey. Sevgiyle de doğrudan alakalı bi süreç. Karşındaki kişiyi gerçekten çok sevmiyosan bi daha asla güvenemiyosun, güvenesin gelmiyo. Ama seviyosan ne kadar seversen o kadar affetmek istiyosun, o kadar arada kalıyosun. Bi tarafta kalp bi tarafta mantık, kalbini dinlesen büyük bi risk almak korkutuyo, mantığını dinlesen o kadar şeyden sonra vazgeçmeyi yakıştıramıyosun kendine, o kadar şeyi silip atmak koyuyo. Karşındaki güvenini kazanmaya çalışmasa ‘inanamıyorum demek ki hiç değer vermemiş’ kafası. Güvenini kazanmaya çalışsa, sürekli ‘napsam,napsam,napsam’ düşüncesi. Kalbini dinlemeye karar versen doğru zamanı tutturman lazım, pat diye güvenmeye karar versen karşındaki yüzsüzleşiyo ‘napsam kabul ediyo zaten yeaa’ moduna giriyo, zaman versen o sürede ‘yeter be uğraşamiycam bunla’ deme ihtimali var. Bi de güvensen de sonra en ufak bişey olunca ‘zaten daha önce de güvenimi kırmıştı o’ diyosun, ki tam bu noktada o ilişki/arkadaşlık saçma bi hal alıyo. Sürekli şüphelenmeler, kuruntular. Bi de kızlarda daha fazla olmak üzere çoğu insanda ‘birini kaybetmeden hemen önce onu yüz milyon kat daha fazla sevme ve ona yüz milyon kat daha fazla bağlanma sorunu’ diye bişey var, işte burada o devreye giriyo, sonrası zaten hepimizin yaşadığı saçmalıklar.
Yani yazar burada diyor ki, azıcık düşünceli olun, sizi mutlu eden kişiyi üzmeyin kırmayın, onu kendinizden vazgeçmek zorunda bıraktırmayın.
Güven ruh gibidir, terk ettiği bedene asla geri dönmez.